Can Dündar

Can Dündar ist türkischer Journalist, Kolumnist und Dokumentarfilmer. Bis August 2016 arbeitete er als Chefredakteur der Tageszeitung Cumhuriyet in Istanbul. Im November 2015 wurde er verhaftet, nachdem die Zeitung Aufnahmen veröffentlichte, die belegten, dass der türkische Geheimdienst MİT Waffen an syrisch-islamistische Kämpfer schickte.

Als eine der bekanntesten Figuren in den türkischen Medien hat Dündar für mehrere Zeitungen geschrieben, zahlreiche Fernsehprogramme für den staatlichen Sender TRT und verschiedene private Kanäle wie CNN Türk und NTV produziert und mehr als 20 Bücher veröffentlicht.

Dündar ist Träger des International Press Freedom Award des Komitees zum Schutz von Journalisten. 2016 wurde Can Dündar mit Erdem Gül von der Leipziger Medienstiftung, dem federführenden Partner des Europäischen Zentrums für Presse- und Medienfreiheit, mit dem Preis für die Freiheit und Zukunft der Medien ausgezeichnet. Seit Juni 2016 lebt er im deutschen Exil, mit einem Haftbefehl gegen ihn in der Türkei.

Am 6. Mai 2016 wurde ein Attentat vor dem Istanbuler Gerichtsgebäude auf ihn verübt, wo Dündar sich gegen Verratsvorwürfe verteidigt hatte. Der Täter wurde von Dündars Frau und einem Abgeordneten aufgehalten, mehrere Reporter konnten den Angriff bezeugen. Am selben Tag wurde Dündar zu fünf Jahren und 10 Monaten Haft verurteilt wegen „Preisgabe geheimer Informationen des Staates“.

Er ist verheiratet mit Dilek Dündar, das Paar hat ein Kind. Can Dündar ist Ehrenbürger von Paris und derzeit Chefredakteur von #ÖZGÜRÜZ

Abim Deniz
“Bu kitapta Deniz’in durgun, fırtınalı, eğlenceli, dalgalı hallerini ve yer yer derinliklerini bulacaksınız. Neden bugün hâlâ on binlerce çocuğun adında yaşadığını, her kesim tarafından sevilip sayıldığını, ölüm yıldönümlerinde nasıl olup da her yıl biraz daha büyüyen kalabalıklar toplandığını, her direnişte, her mitingde isminin niçin ısrarla anıldığını, neden Gezi Direnişi patladığında AKM’nin en görünür yerine onun posterinin asıldığını daha iyi anlayacaksınız.” Bugüne kadar özenle saklanan fotoğraflar, mektuplar ve belgeler, Can Dündar’ın deneyimli gazeteciliği ve Deniz’in yıllarca sessiz kalan kardeşi Hamdi Gezmiş’in tanıklığıyla birlikte ilk defa bu kitapta gün yüzüne çıkıyor.Devrim ideali peşinde fedakârca koşturmuş bir kuşağı ve dönemin siyasi atmosferini ortaya koyan Abim Deniz Denizlerin “onurlu ve cesur” duruşlarına içten bir selam…

20,00 €*
Abim Deniz / Hardcover
“Bu kitapta Deniz’in durgun, fırtınalı, eğlenceli, dalgalı hallerini ve yer yer derinliklerini bulacaksınız. Neden bugün hâlâ on binlerce çocuğun adında yaşadığını, her kesim tarafından sevilip sayıldığını, ölüm yıldönümlerinde nasıl olup da her yıl biraz daha büyüyen kalabalıklar toplandığını, her direnişte, her mitingde isminin niçin ısrarla anıldığını, neden Gezi Direnişi patladığında AKM’nin en görünür yerine onun posterinin asıldığını daha iyi anlayacaksınız.” Bugüne kadar özenle saklanan fotoğraflar, mektuplar ve belgeler, Can Dündar’ın deneyimli gazeteciliği ve Deniz’in yıllarca sessiz kalan kardeşi Hamdi Gezmiş’in tanıklığıyla birlikte ilk defa bu kitapta gün yüzüne çıkıyor.Devrim ideali peşinde fedakârca koşturmuş bir kuşağı ve dönemin siyasi atmosferini ortaya koyan Abim Deniz Denizlerin “onurlu ve cesur” duruşlarına içten bir selam…

30,00 €*
Anka kusu
Erdal Bey’den en çok aklımda yer eden özellikler: Karşısındakinin mevkii, yaşı, unvanı ne olursa olsun herkese eşit ve bonkörce dağılan, samimi bir kibarlık... Oturduğu odadan bindiği arabaya, giydiği kıyafetten seçtiği sözcüklere değin uzanan, hayranlık uyandıran bir sadelik... Dünya literatürüne girmiş akademik çalışması için bile, “Aslında yeni bir şey değildi,” diyecek kadar özgüven yüklü bir tevazu... Artı güler yüz, çalışkanlık ve nüktedanlık... Bu “son söyleşisi”nde, onun kamuoyunun yakından bildiği bu özelliklerine ilaveten dünyaya, inanç sistemine, ölüme dair fikirleriyle tanışıp filozof yanını da keşfedeceksiniz. 12 Eylül siyaseti, işte böyle bir insanı veto etti. Siyasetin bugünkü kısırlığından yakınırken, unutmamamız gereken bir ayrıntı bu... Anka Kuşu, Can Dündar’ın Erdal İnönü’yle yaptığı nehir söyleşi. Aynı zamanda da, Erdal İnönü’yle yapılan son söyleşi... Çocuk gözüyle Ata­türk ve İsmet İnönü arasındaki ilişkiye tanık olmuş; İkinci Dün­ya Savaşı ve de­mokrasiye geçiş dönemini, darbeleri yaşamış; bi­lim­sel çalışmalarının ya­nı sıra çok kritik dönemlerde büyük üniver­sitelerde de­kanlık ve rektörlük gi­bi görevler üstlenmiş; siyasete atılarak Türk soluna önemli katkılar yap­mış kibar, sade, tevazu sahibi, nüktedan ve filozof Erdal İnönü, herkesin çok iyi tanıdığı, içten ve sade tavrıyla kendini an­latırken, tarih yazıyor.

10,00 €*
Aska Veda
“Nostaljik bir mazi güzellemesi yapmak istemem,” diyor Can Dündar, zindana dönüşen, koyu bir karanlık olan 70’lerdeki ilişkileri anlattığı yazısında: “Ama aşkın ha babam ertelendiği o kanlı karanlıkta bile, en dayanışmacı ve masum yanları saklıydı insanoğlunun...” “Şimdi bakıyorum da, umursamaz kalabalıklarda metruk bir yalnızlık yaşıyor neslim...” Aşka Veda, Can Dündar’ın aşka dair yazılarını bir araya getiriyor. Körkütük, sırılsıklam aşkları, özlemi, yalnızlığı, ayrılığı ve terk edilme acısını; “kâh içten içe kabaran kâh gürül gürül çağlayan o deli nehri,” anlatıyor.  Siyasetten ve popüler kültürden kadın ve erkeklerin zaman içinde değişen yüzlerine bakıyor. “Söylenmemiş o iki sözcük yüzünden heba olup gitmiş” nesiller ile nihayet kavuşan ama mutsuz mu mutsuz olan günümüz gençliğini karşılaştırıp şiirini kaybeden zamane ilişkileri sorguluyor.  Şehvet sevdadan soyunduğunda, Eros okunu kırdığında, piyasa duruma el koyduğun­da aşkın nasıl can çekişmeye, körelip çirkinleşmeye başladığını sergiliyor. Hazsız evliliklerden evliliksiz hazlara, sekssiz aşktan aşksız sekse; ateşten gömleği gönüllü giyenlerden, aşkını kariyerine feda edenlere geçişin izini sürüyor.  Aslında bir türlü veda edemediğimiz, her daim ihtimal dahilinde olan aşkı anlatıyor Can Dündar, Aşka Veda’da.  Ve olası bir sevda kuraklığı tehlikesine karşı, okurları uyarıyor...

10,00 €*
Benim Gencligim
Karamsardı gençler, umutsuzdu. Dünyaya ilgisiz değillerdi belki, deli kanlarının isyanıyla oluşmuş bir itirazları vardı; ama itiraz ettikleri şeye nasıl müdahale edeceklerini, onu nasıl değiştireceklerini bilmiyorlardı. Baskı altında dağıtılmış, yapayalnız bırakılmışlardı. Da­ha da kötüsü geleceğe inançları yok olmuştu; ütopyasızlardı. Can Dündar kendi gençliğine dair hüzünlü ya da eğlenceli anılardan ya­şanmış trajedilere uzanarak, bakış açısını genişlettikçe genişleterek ade­ta bu ülke gençliğinin bir röntgenini çekti Benim Gençliğim’de. “Hazır ol”la terbiye olan kuşakları, içinden tankların geçtiği hayatları, örgütlerin, par­tilerin ya da umut dolu bir idealin peşinde harap olan, kendi seçimlerini yaşayamamış, yaşamışsa da bedellerini ağır ödemiş nesilleri anlattı.  Günümüz gençliğine ayna oldu... Özgür üniversite ya da parasız eğitim istediği için geleceği elinden alınanları, piyasa ekonomisinin güdümü al­tında idealleriyle birlikte mutluluğundan da olanları, bir sınavla adeta sırat köprüsü üzerinde yürümeye zorlananları ve protesto eylemlerine internet üzerinden katılan kuşakları anlattı.  Kısacası sokaktan toplanıp götürülen gençlikten, sokağı elinden alınarak tenhalaşan bir hayata zorlanan gençliğe geçişin izini sürdü, Can Dündar; kendi geçmişinin dokunaklı çetelesini, günümüz gençliğinin sorunlarıyla bağlayarak bir çeşit “duygusal tarih” yazdı aslında.   Zaman denilen denizin ya da iktidarların sindirmeye çalıştığı gençliğimizin ayak izlerinin peşine düştü, hafızalarımızı tazeleyerek.   Bir umut, yeniden canlanmamız için...

10,00 €*
BIRAND Bir Ömür, Ardina Bakmadan
Bundan kırk sene önce, dış haberleriyle Türkiye’ye Avrupa’nın gün­demini getirdi; 32. Gün’le, yaklaşık otuz senedir siyasetin nabzını tutuyor.  Yazdığı kitaplarla, çektiği belgesellerle yakın tarihimize ay­na tuttu. Tabuları yıkarak Abdullah Öcalan ve M. Ali Ağca’yla; Thatcher, Mitterrand, Ara­fat gibi ya­şadıkları döneme damgasını vurmuş politikacılarla röportajlar yaptı.  Haber programları, otuz beş yılı bulan köşe yazarlığı, araştırmalar... Kazandığı sayısız ödül ve adının üstünde kopan fırtınalar... O hâlâ zirvede; en çok izlenen haber bülteninin anchorman’i olarak hemen her gün milyonların karşısına çıkıyor. Ancak çok azı, ekrandaki adamın ardındaki hikâyeyi bilir. Bebek yaşta babasız kal­dığını; talihsiz bir kaza sonucu, çocukluğunu ve gençliğini ameliyatlarla geçirdiğini; zorluklar içinde büyüyerek kendini yoktan var ettiğini... Defalarca mayınlı tarlada iler­lediği hayatında, son olarak ölümcül hastalığına karşı görkemli bir mücadele verdiğini. Görkemli... Zira Birand kaybetmeyi de kazanmayı da, başarısızlığı da başarıyı da bil­meyen biri aslında. Onun tek bildiği ilerlemek, devam etmek; yeni olanı, yapılmamışı yapmak... Her şeye rağmen, ayakta durabildiği müddetçe, kemoterapi odasında bile... “Kitabı, sadece her gece ekrandan evlerinize konuk ettiğiniz bir ismin bilinmeyen dünyasını ele veren bir biyografi olarak değil, aynı zamanda zorluklar içinde yetişen bir insanın hayatla baş etme, zirveye yürüme yolculuğu ve ‘Türkiye’de gazetecilik kılavuzu’ olarak da ibretle okuyacağınızı umuyorum,” diyor Can Dündar, Birand / Bir Ömür, Ardına Bakmadan kitabının önsözünde. Ve onun çeyrek asırlık çalışma arkadaşı, meslektaşı ve her şeyden önce, bir “yazar” olarak, “ardına bakmadan” yaşanmış bu sıra dışı hayatın hakkını fazlasıyla veriyor. 

20,00 €*
Büyülü Fener
Sonra birden bir gonk sesi yırtar karanlığı... Uzak bir fenerin ışığı aydınlanır önünüz sıra... Gözbebeklerinizi o ışığa kilitler, gözkapaklarınızı kırpmadan o ışığın çağrısına koşarsınız. Sisler dağılmaya başlar yavaş yavaş... Neşeli gece kelebekleri gibi ışığına yöneldiğiniz büyülü fener, rengârenk vaatlerle sizi kendine çeker. Neler yoktur ki, fenerden yansıyan ışığın huzmesinde: Küçük mutluluklar... Büyük sevdalar... Tutkulu aşklar... Buğulu gözler... Hasret ve saadet öyküleri... Gerçek hayattan devşirilmiş tatlı hayaller... O an, ne yalnızlığınız kalır ne kayıplığınız... Büyülü Fener’de anlatılanlar sinemaya dair olsa da Can Dündar’ın kalemi, be­yaz­perdeyi kaldırıp filmlerin devamını siyasetin arka sokaklarında arı­yor. Ör­neğin Othello filmi üze­rinden Ankara’daki koltuk çekişmelerini, Holly­wood üzerinden Amerika’nın yeni imaj politikalarını, Yüzüklerin Efen­disi’nden hareketle tarihimizde o iktidar yüzüğünü takıp çıkaramayanları yorumluyor. Gece Yarısı Ekspre­si’nin yarattığı travmayı, “elimize geç ulaşmış bir dost mektubu” olarak tanımladığı Yol’un Türkiyesi’ni anlatıyor. Masumiyet, Bir Zamanlar Anadolu gibi yakın zamanların önemli filmlerine ait değer­len­dirmelere, belleğimizde yer etmiş sinema mekânlarına, si­ne­manın unu­tulmaz simalarının portre­lerine de yer veriliyor Büyülü Fe­ner’de...  Kısacası filmlere kendi ışığını düşürüyor Can Dündar; o büyülü karelerden hayata, tarihe ve gizli saklı köşelerimize bakarak daha önce farkına var­madığımız renklere dikkatimizi çekiyor...  198 Sayfa

10,00 €*
Canim Erdalim Sevgili Babacigim
Karton kapak mit 294 Seiten İsmet İnönü ile Erdal İnönü’nün mektuplaşmalarından oluşan bir kitap. 1947’de fizik okumak üzere Amerika’ya giden Erdal İnönü gördüğü, yaşadığı her şeyi, babasına anlatıyor. O dönemde Türkiye’de ve dünyada yaşananlar da bu mektuplara yansıyor. Tarihimizde derin izler bırakmış baba-oğulun mektuplarına fotoğraflar, kartpostallar, döneme ait gazeteler, çeşitli belgeler eşlik ediyor.

10,00 €*
Tipp
Dağcılar (turkish)
“GÜN DOĞDU HEP UYANDIK, SİPERLERE DAYANDIK / BAĞIMSIZLIK UĞRUNA DA AL KANLARA BOYANDIK” Onlara “Dağcılar” denirdi. Okullarının en iyisiydiler. İsteseler ışıltılı bir kariyer yolunda yürüyebilirlerdi. Onlar, imkânsızı istedi, bir ütopyanın peşinden dağ yolunu seçtiler. Devlete kafa tuttular, bedelini çok ağır ödediler. Ama duruşmalara girerken attıkları slogan, gelecek nesillerin kulağına üfledikleri çığlık hala yaşıyor. Atilla Keskin, bu nehir söyleşide, o kuşağı, o kavgayı, o ütopyayı anlatıyor. Kimi hazin, kimi neşeli, unutulmaz anılar ve insancıl ayrıntılarla… --- Baskı: Letonya’da basılmıştır. / Livonia Print, Riga Yazar: Can Dündar Kapak tasarımı:  Aslı Filiz Arka kapak fotoğrafı: Metin Yıldırımtürk, Yusuf Aslan, Deniz Gezmiş, Mustafa Yalçıner, Atilla Keskin ve Metin Güngörmüş, “Kahrolsun faşizm” sloganıyla duruşmaya girerken… Sayfa düzeni: Thorsten Franke --- www.ozguruz-press.org Özgürüz Press gUG Posta kutusu: 10 28 01, 45028 Essen İletişim: info@ozguruz.org Copyright © 2022 Özgürüz Press gUG Tüm hakları saklıdır. Akazienallee 11, 45127 Essen Ticaret kaydı: Essen, HRB 32693 David Schraven

10,00 €*
Demirkirat / Bir Demokrasinin Doğuşu
Nihayet karar günü geldi. O gün Yassıada’da son sözü Salim Başol söyleyecekti. Ancak Menderes sözü ona bırakmadı. Çocukluğundan beri hep ölümden korkmuş, hep ölümle savaşmış, hep ölümden dönmüştü. Ama şimdi Marmara’daki bu uzak adada ölümün artık kapısını çaldığını duyuyordu. Ölüm bu kadar yaklaşınca, bu kez kendini onun kollarına atmak istedi. Daha bir yıl önce Meclis kürsüsünde, “Sizi ben bile kurtaramam,” diyen İsmet Paşa acaba şimdi Menderes’i kurtarabilir miydi?İlk kez belgeselin DVD’sinin de olduğu bu kitapta, Türkiye’de demokrasiye geçişin ilk adımlarının atıldığı 1930’lardan 1960’taki ilk askerî müdahaleye kadar olan dönemin öyküsünü bulacaksınız. Türkiye’nin bu en tartışmalı döneminde yaşanan siyasi kavgaları, Demokrat Parti’nin doğuş, yükseliş ve çöküşünü, 27 Mayıs müdahalesinin gelişme sürecini ve iç pazarlıklarını, ilk defa bu süreçte rol almış kişilerin ve tanıkların anlatımlarıyla okuyacaksınız.---DVD Hediyeliyumuşak kapak sayfa numarası: 283 yazar: Can Dündar, Mehmet Ali Birand, Bülent Capli ortaya çıktı: 2016 ISBN: 978-975-07-3167-9

20,00 €*
Tipp
Erdoğan (german)
Mit der gezeichneten Biografie von Recep Tayyip Erdoğan legen der Journalist Can Dündar und der Zeichner Mohamed Anwar einen Meilenstein der Graphic-Novel-Literatur. Für jeden Menschen wird klar, wie der türkische Präsident Erdoğan den Berg der Macht bestieg, was seine Interessen sind und wie er sie verfolgt. Die Entwicklungen in der heutigen Türkei werden nachvollziehbar, die Herausforderungen der türkischen Gesellschaft und die Schwierigkeiten im Umgang mit einem autoritären Machthaber, der sich in den Augen des italienischen Ministerpräsidenten, Mario Draghi, zu einem Diktator wandelte. Das Buch erklärt, es verurteilt nicht. Es ist ein Beitrag zur Aufklärung über die politische Türkei. Das Werk überrascht, fasziniert und ernüchtert.Ausgezeichnet mit dem Atomium Prize for Comic Reporting Lieferungen in die Türkei sind bis auf weiteres leider nicht möglich!---„Es sind markante Schwarz-Weiß-Zeichnungen, großflächig, im ständigen Spiel mit Schatten und Licht und doch nur im weitesten Sinne eine Karikatur. Anwar und Dündar haben jahrelang recherchiert, Bilder und Dokumente durchforstet, sie sind streng journalistisch und faktenbasiert vorgegangen. Und ihr Comic ist ihnen auf eindrückliche und zugleich zugängliche Art gelungen.“ Süddeutsche Zeitung„Sehr, sehr kurzweilig… Man kommt dem türkischen Präsidenten so nah wie sonst nie.“ Deutschlandfunk Kultur„Ästhetisch ist das Buch eine Freude, anschaulich und eindrücklich. „Erdogan“ ist Erkenntnisgewinn und bei aller Düsternis auch Unterhaltung.“ Frankfurter Rundschau„Sorgfältig recherchiert…man versteht nicht nur den Präsidenten der Türkei besser, sondern auch die wechselvolle Geschichte des Landes.“ Tagesspiegel „Sehr zeitgemäß. Das Buch liest sich einfach so weg.“ Serdar Somuncu, Radio Eins/rbb „Die Lebensgeschichte Erdoğans hilft zu verstehen, wie er zu dem Menschen wurde, der er ist.“ Markus Pfalzgraf, SWR   --- Preise und Auszeichnungen Atomium Prize for Comic Reporting 2022 Max und Moritz-Preis 2022 (Nominiert) --- Leseprobe herunterladen

25,00 €*
Erdoğan (turkish)
Maalesef Türkiye'ye teslimat mümkün değil!   5 Kasım 2021'den itibaren mevcut - ön sipariş vermek mümkün! Yazar Can Dündar ve çizer Mohamed Anwar’ın, Recep Tayyip Erdoğan biyografisi, çizgi roman edebiyatında bir kilometre taşı oluşturuyor.  Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın iktidarın zirvesine nasıl tırmandığı, çıkarlarının ne olduğu, nasıl onların peşine düştüğü netleşiyor.  Bugünün Türkiye’sinde yaşanan gelişmeler, Türkiye toplumunun karşılaştığı güçlükler ve İtalyan Başbakanı Mario Draghi’nin “diktatör” diye tanımladığı, otoriter bir liderle baş etmenin zorluğu, anlaşılır hale geliyor. Kitap yargılamıyor, izah ediyor.  Türkiye'nin güncel siyasi durumunu anlamaya yardımcı oluyor. Şaşırtıcı, sürükleyici, ayıltıcı... Bir başyapıt.

25,00 €*
Ergenekon Devlet icinde Devlet
1996 Kasımı’ndaki Susurluk kazasının ardından başlayan süreçle, kap­karanlık koca bir tarihin sayfaları aralanmaya başladı. Zira toplumda büyük travma yarat­mış cinayetler ve cinayet girişimleri, 12 Eylül ön­ce­sindeki provokasyonlar, Gü­ney­doğu’daki yargısız infazlar ve daha bir­çok yasadışı faaliyetin ardında gizli bir örgü­tün olduğu ortaya çıkmış; örgüt yavaş yavaş deşifre olmaya başlamıştı. Eldeki ipuçlarından ve tanıklıklardan yola çıkarak, “devlet içinde devlet” yapılan­masını, hem de “Ergenekon” adıyla, ilk kez bu kitapta gözler önüne sermiş olan Can Dündar ve Celal Kazdağlı, on yıl sonra aynı ismin, Cumhuriyet tarihinin belki de en önemli ve en çok tartışılacak davasına verildiğine tanık oldu. Ne var ki, 2007 Haziranı’nda başlayan dava süreci, başta büyük umutlar yaratsa da, za­manla siyasi bir ma­hi­yete bürünerek başka soruları da beraberinde getirecekti. Elinizdeki kitap, yetmiş yıllık geçmişi olan bu karanlık yapılanmanın temel taşlarını tespit etmeyi amaçlıyor. Ergenekon, NATO bünyesinde Amerika’nın inisiyatifinde kurulmuş bir örgüt mü? Tüm Avrupa’da tasfiye edilen bu yapılanma, neden Tür­ki­ye’deki varlığını devam ettirebildi? Söz konusu örgüt sadece emniyetçiler ve pa­şalardan mı oluşuyor, yok­sa bünyesinde profesörler, gazeteciler ve işadamları da mı var?  Can Dündar ve Celal Kazdağlı, bu gibi kilit sorulara cevap aramakla kalmıyor yanı sıra, Uğur Mumcu suikastından Mehmet Ağar’ın önlene­meyen yükselişine, Özal’ın kuşkulu ölümünden Çiller’in özel istihbarat bürosu­na kadar pek çok ilginç dosyayı yeniden gündeme getiriyor.  Oldum olası elimizi kolumuzu bağlayan “unutkanlık” virüsüne karşı ha­tırlamak, unutmamak, unutturmamak ve gerçeklerin üzerine gidebilmek için...

10,00 €*
Gölgedekiler
1920’lerin ateşten günlerinin sıcağını Gazi’yle paylaşmış bir avuç insanın öyküleri var bu kitapta... Onun gölgesinde yaşayıp ölmüş bir genç kadının, o talihsiz çok partili rejim denemesinde göreve çağrılmış bir yakın dostun, Çanakkale’de gözünü kırpmadan ölüme koşan binlerce askerin, ilk Meclis’te ilkeleri uğruna muhalefete düşen bir gizli kahramanın, zorlu bir gemi yolculuğunun adları duyulmamış neferlerinin ve ülkenin ilk resmî komünist partisinin kurucularının portreleri, tarihin kuytu köşelerinden çıkıp ışığa kavuşuyor. Altı bölümden oluşan belgesel dizisini de izleyebileceğiniz Gölgedekiler, o portrelerden yola çıkarak değişik bir tarih fotoğrafı sunuyor.

20,00 €*
İsmet Paşa
Savaşlar kazanmış muzaffer bir kumandan… İnatçı bir diplomat… Cumhuriyet kurmuş bir devlet adamı… Kafasında kırk tilkiyi kuyruklarını birbirine değdirmeden gezdiren bir politikacı… İdeal bir eş… Örnek bir aile babası… Kimine göre ise tek parti döneminin astığı astık, kestiği kestik diktatörü… Ülkenin unutulmaz “Milli Şef”i… Hayranları kadar düşmanları da oldu; sevenleri kadar nefret edenleri de… Ama kimse onu görmezden gelemedi. Üç bölümlük İsmet Paşa belgeseli ve kitabı “İkinci Adam”ı görmezden gelenlere onu yeniden tanıştırıyor.

20,00 €*
Karaoglan
Bülent Ecevit’i nasıl hatırlıyoruz bugün? Solu iktidara taşıyan dürüst siyasetçi, devletin güvenilir çınarı, politikaya zarafet ve tevazu katan şair olarak mı? Yoksa solun birliğini engelleyen inatçı, kuşkucu, yalnız lider diye mi? Acaba kaç kişi bir dönem dağlara taşlara adı yazılan “Karaoğlan” efsanesini biliyor? Tabandan zirveye çıkışın, zirveden cezaevine düşüşün, cezaevinden yeniden zirveye tırmanışın ve son olarak da sandıkta unutulup gidişin nedenleri sorgulanıyor mu? Türkiye, son elli yılına damgasını vuran bir lideri, bir cumhuriyet aydınını, ülkenin en kritik günlerinin kaptanını nasıl anımsıyor? Rıdvan Akar ile Can Dündar’ın ortak çalışmasının bu yeni baskısında, beş bölümlük Karaoğlan belgeselinin yanı sıra, Ecevit’in kendi sesinden şiirlerini ve Türkiye siyasetinde bir dönemin kapanışı anlamına gelen cenaze törenini de bulacaksınız.

10,00 €*
Lebenslang für die Wahrheit
Can Dündar erzählt die ganze Geschichte von der Entdeckung der geheimen Waffenlieferungen über die Entscheidung, das belastende Filmmaterial zu veröffentlichen, bis zu den Ereignissen, die der Veröffentlichung folgten: Die Drohungen, die er und die Redaktion erhalten haben, die Angst vor Terroranschlägen, seine Zeit in Einzelhaft. Dündars Aufzeichnungen aus dem Gefängnis zeigen, dass sein Widerstand ungebrochen ist und er nicht aufgeben wird im Kampf für Presse- und Meinungsfreiheit. Im November 2015 werden Can Dündar, Chefredakteur der regierungskritischen Tageszeitung »Cumhuriyet«, und Erdem Gül, Hauptstadtkorrespondent, verhaftet. Die türkische Staatsanwaltschaft wirft ihnen Spionage und Verrat von Staatsgeheimnissen vor, Staatspräsident Erdogan stellt persönlich Strafanzeige und fordert lebenslange Haft. Hintergrund ist ihre Berichterstattung über Waffenlieferungen des türkischen Geheimdienstes an syrische Extremisten. Nach drei Monaten kommen die Journalisten vorläufig frei. Anfang Mai beginnt der Prozess: Dündar wird zu sechs, Gül zu fünf Jahren Gefängnis verurteilt; das Urteil ist noch nicht rechtskräftig.

22,00 €*
Lüsyen
Aşk adeta randevulaştı onlarla… 1912 baharında… Belçika’da… Biri Türk edebiyatının en büyük şairiydi, diğeri Brüksel’de üniversiteye hazırlanan bir öğrenci… Abdülhak Hâmid altmış yaşındaydı; Lüsyen on sekiz… Dünya, topyekün bir savaşa girmek üzereydi.  Osmanlı Sarayı’nın çatırdadığı dönemde Brüksel’den Londra’ya, Viyana’dan Budapeşte’ye, Venedik’ten İstanbul’a uzanan bir coğrafyada, tarihe nakşolmuş ama zamanla unutulmuş bir ilişki yaşadılar. Atatürk, dans etti Lüsyen’le… Tevfik Fikret ona edebiyat dersi verdi. İnönü, evlerinde satranç oynadı. Nâzım Hikmet, sofralarında yemek yedi. Kimler yok ki, bu romanın sayfaları arasında. Mehmed Âkif’ten Victor Hugo’ya, Damat Ferid’den Oscar Wilde’a, Yahya Kemal’den Hindenburg’a, Necip Fazıl’dan Karındeşen Jack’e, Sultan Abdülmecid’den Namık Kemal’e, Sultan Reşad’dan  Talat Paşa’ya, geçen asrın en ünlü portreleri… Ve onların arasında, bir çağ yangınının tam ortasında yaşanmış inanılmaz bir aşk hikâyesi…  544 Sayfa

10,00 €*
Tutuklandik
Bu kitap, uzun volta seanslarında, sarı duvar manzarasında, koğuşun üst katının demir karyolasında, alt katta kaloriferin yanı başında tasarlandı. (...) En güzel kitapların en muhteşem manzaralara karşı yazıldığını zannetmeyin. Tersine... Bazen güzel manzaralar karşısında uyuşup tembelleşen hayal gücü, duvarla karşılaştı mı, ardını görmek hevesiyle havalanıyor. Duvara tırmanıyor. Bu da ona yetişmeye çalışan kalemi kamçılıyor. Zindan zemini kindarlık üretmeye müsait... Onu sabırla derine gömmek, onun yerine tevekkülün çelebiliğini koymak, masumiyetten güç almak gerekiyor. Masumiyetin sessiz bir gücü var. Karanlıktan korkmayan, sözünü sakınmayan, hiçbir kudretliye yaslanmayan, tehdit edilse de uslanmayan bir gücü var masumiyetin... (...) Ona güveniyorum. Bugüne dek defalarca yakın tarihimize ışık tutmuş olan Can Dündar, 2015 Kasım’ında hapse atıldığında basın özgürlüğü mücadelesinin ve tarihin bir öznesi haline geldi. Tutuklandık, sadece edebiyatın usta mahkûmlarına selam gönderen bir hapishane kitabı değil, yaşamakta olduğumuz döneme dair de “içeriden” bir tanıklık... 

15,00 €*
Uzaklar
Nasıl da davetkâr bir isim Uzak­lar... Bu teknenin adı sizin de ru­hunuzun yelkenlerini şişirmiyor mu? Sizin de aklınızı çelmiyor mu bu ismin sihirli çağrısı?.. Tuzaklarla dolu olsa da uzakların sesine kulak ve­rip açılmak ve hiç arkaya bakmadan yepyeni bir haya­ta doğru yelken açmak fikri, sizin kafanızı da saç diplerinizi acıtırcasına çekiştirmi­yor mu? Uzaklarda bir yerlerde, açık denizlerde farklı bir yaşam olduğunu bilerek yaşa­mak, sizin de yüreğinizi burkmuyor mu? Can Dündar, Uzaklar’da gezi yazılarını bir araya getiriyor. Ancak klasik bir gezi kitabından çok farklı bir kitap bu; yazar kimi zaman günlük koş­tur­ma­lardan kaçıp yanı başındaki bir kıyı kasabasında geçirdiği günü an­la­tıyor, kimi zaman dünyanın öteki ucuna gidip, orada yaşayanların göz­le­riyle ba­kıyor günlük yaşantımıza... Hamburger ilanlarıyla bezenmiş Çin’den dümenini turizme kırmış sosyalist Küba’ya, Kont Drakula’nın “satılık” şatosundan Harry Potter’ın filmlerine mekân olmuş Oxford’a, yeşil karıncaların düş gördüğü Avustralya’dan Pe­tersburg’un beyaz gecelerine ve daha nice yerlere uza­nıyor Can Dündar... Anılar, tanıklıklar, tarihî ya da güncel bilgiler eşliğinde uzaklardaki yakını, yanı başımızdaki uzakları getiriyor kapımıza.  Dünyaya onun gözüyle bir kere daha bakabilmek güzel...

10,00 €*
Vatan Haini
"Vatan Haini" Berlin sürgününde, Türkiye’nin içine düştüğü karanlığın üstesinden geleceğine bir kez daha emin oldum. O hiç yıkılmaz zannedilen, ardında büyük acılar gizleyen duvar, bir günde yıkılıveriyor; ‘hain’lerle, ‘kahramanlar’, hapistekilerle saraydakiler, bir anda yer değiştirebiliyor. Biz de duvarımızın yıkıldığı, peşimizdeki gizli servise ait arşivin halka açıldığı günleri görecek, acıları devralanlara, eski karanlığı ibretle anlatıp umut aşılayacağız. Can Dündar bu kitapta, ülkesindeki özgürlük özlemine Berlin’den destek olabilmek için, kimi zaman buruk bir gülümseyişle, bazen çok yorularak, ama umudunu ve kararlılığını her seferinde yeniden besleyerek verdiği çabayı anlatıyor. sürgünde bir gazetecinin hayatını, cömertçe, meslektaşlarını ve arkadaşlarını sakınarak, ama kendini sakınmadan paylaşıyor okuruyla… “Asıl vatan haini kimmiş bilinsin istedim.” Can Dündar’ın yeni kitabı “Vatan Haini” çıktı. Türkiye’de dağıtmak isteyenler için iletişim adresi: vatan@ozguruz.org ---- “Vatan Haini” 160 sayfa Karton kapak 10 Euro İndirimli toplu satış koşulları için bize yazın: vatan@ozguruz.org

10,00 €*
Verräter
Der Kampf für die Demokratie - von türkischer Gefangenschaft ins deutsche Exil: Can Dündar saß wegen seiner mutigen Berichterstattung in türkischer Einzelhaft, wurde zu fünfeinhalb Jahren Gefängnis verurteilt und ist nur knapp einem Mordanschlag entkommen. Wäre er während des Putschversuchs in der Türkei im Juli 2016 nicht im Ausland gewesen, säße er jetzt im Gefängnis. Doch Dündar ging ins Exil und setzte seinen Kampf für die Pressefreiheit in seinem Land und gegen Erdoğan von Berlin aus fort. Er erzählt von dem langen Weg, über den Prozess bis hin zur Flucht nach Deutschland und seinem Exil in Berlin. Dort führt er ein Leben zwischen Preisen und Anerkennungen, Bedrohungen und Anfeindungen, denn er kämpft weiter für eine demokratische, westlich orientierte Türkei. „Dündar mischt politische Analyse und Auskünfte über persönliche Seelenzustände. Er schont sich dabei nicht, spricht über Selbstzweifel, kehrt aber immer wieder zum alten Kampfgeist zurück.“ Süddeutsche Zeitung

14,00 €*
Yakamdaki Yüzler
Kabirlerine attığımız, toprak değildir sanki; un ufak olmuş hatıralarımızdır. Hayat, verdiklerini geri almış, kahramanlarımızı karanlık bir ormana salmıştır. Bizi biz yapan yapıtaşları zamansız çekilmiştir altımızdan... Sarsılırız. Kahramanlarımız, karanlık ormana gittiklerinde bile, okuttukları her öğrencide, tiratlarını anımsayan her seyircide, her kitapta, her okurda, her hafızada milyonlarca ses, söz, satır halinde yaşamaya devam eder. Can Dündar, Yakamdaki Yüzler’de gerek belleğimizde gerek tarihimizde yer etmiş, gerçeğin sözcüsü, sağduyunun sesi olmuş, sanatı, siyaseti ve yaratıcılığıyla bu ülkenin simgesi haline gelmiş kahramanlarımızın ardın­dan yazdığı yazıları bir araya getiriyor. Zamanın amansız seyrine ya da bu topraklarda yaşamanın ağır ve zalim bedeline baş kaldırarak, unu­tuşa isyan ederek, acıyla yakamıza iğnelediğimiz suretlerin yüzünü çıka­rıyor kalemiyle.  Aziz Nesin’den Atillâ İlhan’a, Bülent Ecevit’ten Ahmet Taner Kışlalı’ya, Barış Manço’dan Ahmet Kaya’ya, Can Yücel’den Meral Okay’a sanat, siyaset ve kültür dünyamızın yapıtaşları konumundaki bu kişilerin ha­yat­larından önemli kareler, anılar ve arkalarında bıraktıkları izler, Can Dün­dar’ın belgeselci, gazeteci ve yazar kimliğinin süzgecinden geçerek bel­leğimizde yeniden hayat buluyor.

10,00 €*
Yildizlar
Onlar ahir zaman suretleri... Günümüzün şöhretleri... Kimini puslu bir camın ardında gördüm, Kimini bir kâhin küresinin aynasından... Kimiyle bir golf arabasında, Kimiyle motosiklet selesinde konuştum, Kimiyle dertleştim sabaha kadar, Kimini gıyabında çekiştirdim. Bir samanyoluydu baktığım; Kimi yıldız yeni yeni parlıyordu, Kimi kayıp gitmişti bile... Çoğu, en parlak döneminde Yansıdı kitaba, Asıl önemlisi, Türkiye’nin bir başka yüzünü gördüm, her baktığımda yıldızda...

20,00 €*